Menü
Bölüm 4

Şefer Yoksunluğu

Bir çocuk gibi hevesle gittiğim okul, ilk başlarda çok heyecanlandırsa da eski heyecanını yavaş yavaş yitirmeye başlamıştı. Yaz tatilleri en güzel zamanlar haline gelmişti. Büyümenin verdiği hormonel etkiyle karşı cinse olan ilgiler başlıyordu. Bunun belki de gelişmesini sağlayan çevresel faktörlerden ziyade, televizyon dediğimiz insan aptallaştıran o teknolojik alet.

İlk öğretim 5. sınıf hala aklımın köşelerinde, güzel yer edinmiş Sinem Öztürk'dir. Ablasının adı Gizem'di ve şans eserine bakın ki abimde Gizem'e karşı ilgiliymiş. O zamanlar flört benzeri şeylerin tanımını pek bilmiyoruz tabiki de, insanın aklından hemen evlilik benzeri şeyler geçiyor. Hayalimde ise o anlarda çifte düğün yaptığımız abimle birlikte aynı anda evlendiğimiz falan geçiyor. Çocuk hayalleri işte..

Konuyu yavaştan sonlandırmam gerekirse, kadınlar konusunda çok fazla bilgiye sahip değildim. Babaanneme göre hiç olmayacak bir şey sevgilililktir, görücü usülü evlenmiş olmasından kaynaklı sanırsam, böyle şeyleri pek hoş karşılamazdı. Neyse bende uzun bir süre uzaktan ilgili hallerime devam ederek çevremde güvendiğim insanlara bunu anlatmaktan keyif alıyordum. En çok konuştuğum insan ise Sinem'le en yakın konuşan Melda Şuekinci. Tabi insanlara güvenin hat safhada yaşandığı o günlerde, her şeyi de açık açık anlatıyorum. Bir gün canıma tak etti ve cesaretimi toplayarak onunla konuşmam gerektiğini düşündüm. Melda'da bu konuyu destekleyince ben çok güzel gaza gelip hayatımdaki ilk tramvamı yaşamış oldum. Bu anı hatırlamama yardımcı olan bilinç altı seans öğretmenim Leyla Özyurt'a teşekkürlerimi sunarım.

+ Sinem seninle bir şey konuşmak istiyorum.
- Ne konuşacaksın?
+ Önemli gelir misin?

Tam bu anda onu sınıfda duvar köşesine götürüp konuyu açıklamaya başladım. Olayın detayları hala yerli yerinde değil tabi hayal meyal hatırlıyorum. Kendime şu anda kızıyorum ki keşke günlük tutsaydım. Neyse gel gelelim o zamanlar da hoşlanma ile sevme arasındaki farkı tam kavramış değilim. Bana göre aşktan ölüyorum.

+ Ben seni seviyorum.

Karşı cinse karşı hayatıma bir bomba gibi düşecek o anı o anda bu kadar büyüttüğümü sanmıyorum ama aldığım tepkiyle bütün dünyam yıkıldığını hatırlıyorum.

- Sen kim oluyorsun be salak çekil önümden.

Bu yaşadığım olayın geleceğimdeki ilişkileri etkileyeceğini hiç düşünmemiştim. Taa ki kök tramva deyimini öğrenene kadar. Hayatta yaşadığımız bütün korkuların altında, çocukluk döneminde yaşadığımız tramvalar var ve bu tramvalar eğer ki çözülmezse hayatımızın bir çok alanını etkiliyor. Sadece ilişkisel anlamda değil, cesaretimizi, öz güvenimizi, başarma arzumuzu, ve daha etkilemez dediğimiz bir çok şeyi etkiliyor. İnternette bu konuyu araştırmanızı öneririm.

Konumuza dönecek olursak, olayın üzerinden sevgimde eksilme olmamış aksine reddedilmenin insanda bıraktığı o garip etkiyle daha bağlanmaya başlamıştım. Derslerde öğretmenimi dinlemektense onu izlemek daha güzel geliyordu. Klişedir ki, saçlarıyla oynamasına bayılırdım. Sonraları öğrendim ki, kadınlar ilgi gördüklerini anladıklarında içgüdüsel olarak partnerlerine kur yaparlarmış.

Beğenilme arzusu egosunu okşarken, içim karanlık bulutlarla yağmuru bekliyordu. Zaman geçtikçe karşılık alamamanın verdiği vazgeçiş etkileri gözüktü. Yaz tatili belki de içimi rahatlatan bir terapi gibiydi.

O zamanlar yüzmeyi yeni yeni öğreniyordum. Bütün mahalle toplanıp abilerimizin arabasıyla İstanbul boğazının gözde mekanı Emirgan sahile inerdik. Bütçesi yüksek olmayan ve serinlemek isteyen İstanbul'luların gözde mekanı. Kendi adı bile vardı Emirgan Beach.

Bir gün yine abimle ve arkadaşlarla birlikte yüzmeye gittik. İskeleden atlayıp duruyoruz. İskelenin yanına bir araba yanaştı içerisinde tombul bir kız adını hatırlamıyorum ama sürekli bakıştığımızı biliyorum. Ben bir heyecanla bu durumu arkadaşlarıma anlatıyorum. Murat beni gaza getiren arkadaşım. "Oğlum git numarasını istesene."

Ben abimin telefonunu aldığım gibi bir hışım kızın yanına gidiyorum. Araba oturuyor, annesi ve babası ise arabanın önünde çay içiyorlar. Bendeki de deli cesareti neyse gel gelelim kızın numarasını aldım. Heyecanla eve geldim. Daha önce hiç sevgilim olmamış ne mesaj yazsam diye düşünüp dururken, kalbimin büyüklüğüyle dayanamayıp "Aşkım naber" yazıyorum. Bana göre artık sevgiliyiz flört evresine gerek yok. 3-4 yıla kalmaz da evleniriz.

Kız başta şaşırıyor tabi "ne aşkımı?" diye "aşkım değil misin sen benim" dediğimi hatırlıyorum, kızda artık bozuntuya vermiyor. Ben güvenmenin aptallığıyla kızla her konuşmamdan sonra telefonu abime veriyorum. Abi, adı abi yani görünürde var ama fiilen sıfatı farklı.

Bir gün telefon ediyorum sevgilime görüşelim diyor Mecidiyeköye çağırıyor ben daha okul yolundan başka yola gitmemişim ki beni bir yerlere çağırıyor. Nasıl gidicem meçhul. Ben gelemem ki diyorum. Telefonu suratıma kapatıyor. Hayatımda yediğim ilk triptir galiba. Ertesi gün yine arıyorum bu sefer telefonu açar açmaz telefonda beni istemiyor. İstediği kişi abim. "Abini versene telefona.."

Kelimelerle ifade edemem ama küfürleri saydırıp telefonu kırdığımı hatırlıyorum. Ne konuştunuz ki onu istiyorsun?

Abime güvenimin kırıldığı ilk olaylardan biridir, çocukluk tramvası, şeref yoksunluğu..