Menü
Bölüm 2

Soğuk Fakat Sıcak

Çok unutkan bir insanım, hayatımda yaşadığım önemli yada beni mutlu eden anılar, küçük fotoğraf parçalarıyla beynimde yer ediyor. Onlardan biri de abimle geçirdiğim güzel günler. Kış aylarında kar yağdığı zamanlar abimle sürekli dışarı çıkmak için heyecanla can atardık. Üşümemek için 9 kat giyinir, ayaklarımız su almasın diye 2 kat çorap giyer, 1. katın üzerine poşet geçirirdik. Paçalarımızı da çoraplarımızın içlerine sokar, kendimizi kara atardık. Güreşirdik, her zamanki gibi kafası kara sokulan, hüngür hüngür ağlayan taraf ben olurdum. Her ne kadar kavga etsek de çok eğlenirdik, kızak yapardık saatlerce dışarıda durup, günlerce hasta yatardık. Hasta halimizle bile dışarı çıkmayı ister çıkamasakta camda saatleri geçirirdik. Sobamız vardı içine pet şişe atar patlamasını beklerdik. Çoğu zaman foss diye ses gelir patlamazdı. İçindeki ateşin korlandığı zaman sobanın direği kıp kırmızı kesilirdi, tam dibine geçerdik patates gibi kızarırdı suratlarımız. Babaannem elde yıkadığı çamaşırları tam dibine asardı. Tam sıkamadığı çamaşırlardan damla damla su düşerdi. Akşamları salon hamam gibi olurdu, kapıyı aralardık üşüyünce kapatırdık. Tuvalete çıkmak çok zordu, evde sadece salonda soba olduğu için tuvalet dışarıdan farksızdı. Suyu tarif dahi edemem. Sabaha karşı ev buz gibi olurdu, babaannem erkenden kalkar sobayı yakardı. Soba ısınına kadar yorganın altından çıkamazdık. Kahvaltı hazırlanır tüm aile sofraya otururduk. Soğuk fakat sıcak bir yuva..

İlk kestane yediğimiz zamanı hatırlıyorum. Babam bıçakla hepsini hazırlayıp sobanın üzerine atmıştı ben de hayretle ne olacağını bekliyordum. Aklımdan acaba patlar mı diye geçiyordu. -babam bizim kadar deli olamazdı.- Eliyle teker teker hepsini çevirdi, biraz sonra 'bu olmuştur' diyip, kabuğunu çıkartıp bana uzattı. Bende hemen attım ağzıma, ağzımın yanmasıyla tükürmem bir oldu. Babam 'Biraz soğusun bekle' dedi. Yeni bir tane aldı önce üzerine doğru üfledi sonra uzattı. Bende iyice üfledim soğusun diye sonra yavaş yavaş yedim. Beklediğim tadı alamadım. İlk deneyim kötü olduğundandır belki, hala çok sevemem..

Oyuncaklarım vardı, en sevdiklerim legolar ve puzzlelardı. Birleştirmeyi parçalarla uğraşmayı hep çok sevdim. Legolarla bir mahalle bile yapmıştım. Eve gelen misafirlere 'Bak ben ne yaptım' diye sürekli gösterirdim. -egomun yüksek olduğu zamanlar tabi- Misafir demişken bizim aile alkoliktir, bir yerde bir toplantı varsa kesinlikle 2-3 büyük açılmıştır. Sabahlara kadar içerler, yoldan bir komşu geçtiyse kesinlikle gelip bir duble içmeli. Yoksa zorlayıcı cümleler ağızlardan çıkmaya başlar. 'Ölümü gör', 'Beni sevmiyor musun?', 'Bak valla darılırım', 'Bir duble ya akşam rahat uyursun'.. Oyuncak diyordum, en güzel oyuncaklarımı hep abim kırmıştır yada kendine saklamıştır.

Sabahlarım heyecanla televizyonun karşısında geçerdi, uydu yoktu bizde ulusal kanallarda çizgi film arayışındaydım, o zamanlar kanalların sayılarını ezberlemiştim. Her gün saati geldiğinde o kanalı açar ve izlerdim. Dışarı çıkıp top oynamayı pek sevmezdim, hoş beceremezdim de hala da olduğu gibi evde vakit geçirirdim. Oyuncaklarımla oynardım, çizgi filmlerde izlediğim doğa üstü güçleri evde denemeye çalışır, kendimi halıya yapışmış bulurdum. Oyuncak diyordum, küçük bir ayıcığım vardı. Turkuaz renginde, elleri ayakları ve burnu beyazdı. Yanımdan hiç ayırmazdım.. Sonra bir gün kayboldu, günlerce ağladığımı hatırlıyorum.. Sanırsam sevdiğim bir şeyi kaybettiğim ilk anımdı. Hala bir ayı görsel aklıma gelir.