Menü
Güven, merhaba, hoşçakal

Güven, merhaba, hoşçakal..

Bu bir deneme yazısıdır.

Merhaba..

Farkına bile varmadan tek kelime ile bütün hayatımızın kapılarını bir anda savunmasız bir şekilde açtık. Güven, o kelime ağzımızdan çıkınca yerle bir oldu. İşte o zaman bütün gardlarımızı indirip, kendimizi güven duyabileceğimizi sandığımız kollarda bulduk. İlk on dakikada bütün hayatımızın özetleri geçiyordu fragman da, sonra film başladı. İlk başlangıçta hiçbir sıkıcı yanı yok, bir yandan mısırlarımızı yiyor, bir yandan da küçük tebessümlerle başlayan aşk öpücükleri veriyorduk birbirimize, bizim bu öpücüklerimiz densizlikten değil yersizliktendi, çünkü hiçbir âşık yalnız kalmayı beceremedi. Bazılarımızın ilk öpücükleri nasıldı? Çekingen masum bir tavırla sevgilimize yaklaşıp önce dudaklarımızda nefeslerini hissettik. Sonra ilk temasta dünyanın nüfusunu bir anda ikiye indirdik. Düşünmüyorduk o saniye ne olacağımızı, güven dolu kollarda dünyanın tek hâkimiymiş gibi davranıyor ve sevişir gibi öpüşmeye başlıyorduk. Çekingenliğimiz kalmamış, masum tavırlarımız bir anda yerle bir olmuştu. Kimimizin ilk güvendiği insanlar ya babalarımız ya da annelerimiz olmuştur. Onların karşısında hiç çekinmeden her şeyi yapabiliyorduk. Çünkü çok iyi tanıyorlardı bizi. Film tanışma sahnesiyle başlamıştı, tanışmaydı bu tanıma değildi. Tanımadığın bir insana daha çok güvenirsin derler. Çünkü o insan senin ne yapacağını bilemez ve yapacağın her şeyi her zaman anlayışla karşılar. Sende bu davranışın sana verdiği ego ile kendini daha çok gösterirsin ona, daha çok bağlanır, daha çok seversin. Kendini yavaş yavaş bir hapishaneye soktuğunun farkına varamazsın. Ne zaman ki eski günleri özleyip felekten bir gece çalmak için arkadaşlarınla dışarı çıkarsın ya da çok gitmek istediğin bir yere kendin tek başına gidersin ve o çok sevdiğin insanı davet etmezsin işte o zaman hapishanede müebbet mahkûmu konumuna gelirsin. O sana güven veren kollar yoktur artık. O kollar hücrenin kapılarını tutuyor ve sana her geçen gün biraz daha acı veriyor olur. Ne zaman ki o kollar bizi her geçen saat daha çok sıkıyor işte o zaman anlıyoruz. Özgürlüğümüz iki kelepçe arasına sıkışıp kalmış. Kurtuluş yolu yok sanki her nefes alma çabamızda biraz daha batıyoruz derine ve yine aynı yerde buluyoruz kendimizi, biraz avutulmuş ve kelepçeler biraz daha gevşetilmiş. Bir geceye çağırmadın diye o kadar gece bir anda yok sayılır. Nerede burada sevgi? Nerede anlayış? Anladığımız en güzel duygudur belki iş işten geçtiğinde, artık güven duyduğumuz insana güven verememek. Filmden kalkar gidersiniz. Dışarıda biraz hava almak için iki üç dakika dolaşıp tekrar içeri girersiniz. Ama içeri girdiğinizde artık koltuklarınız başka kişiler tarafından tutulmuş ve bıraktığınız kişi artık orada yoktur. Filmi izlemek için girdiğiniz salonda bir anda kendinizi izleyicileri izleyen biri olarak bulursunuz. O anda düşünürsünüz acaba başka bir filme mi bilet alsaydım diye ama artık çok geçtir. Hayatımızı on liralık bir filmde ışığın sönmesiyle kaybettik. Film biter, siz yanınızdan geçen mutlu seyircileri izlersiniz ama salondan ayrılmazsınız. Geri dönecek hissiyatı sarmıştır içinizi, o filmi belki de defalarca izlersiniz ve seyircileri. Parçalanmış bir cam parçası ayrılabildiği en küçük parçalara ayrılır. Yavaş yavaş batmaya başlar, tam iki göğsünüzün ortasına. Bir anda yangın başlar orada. Sanki bir volkan tüm kızgın lavlarını tamda oraya boşaltıyormuş gibi. Artık hiçbir çare etmez söndüremez orayı. Salondan sessizce çıkarsınız. İlk baktığınız aynada fark edersiniz. Film bitmemiş siz bitmişsiniz. Sonra aynaya bakıp yeni tanıştığınız birine daha aynı kelime kullandınız.. Merhaba..

Ben bunu yazarken ne içtiysem artık güzel çarpmış 😅